blogs.fr: Blog multimédia 100% facile et gratuit

ssalibaz

Blog multimédia 100% facile et gratuit

 

BLOGS

Alibaz

Alibaz

Blog dans la catégorie :
Autres

 

Blogs favoris

 

Statistiques

 




Signaler un contenu illicite

 

ssalibaz

MSNBC deki Ermeni soykirimi ile ilgili anket....

     Bir arkadasimin maili ile haberdar oldugum bir konu hakkinda ankete katilmanizi rica ediyorum.Gosterililen filmin degisik goruslerki tarihciler tarafindan tartisilmasi ve o filmin gercekligininin ne denli bilimsel oldugunu ispat etmesi acisindan onemli oldugu kanisindayim.Sizden ricam sadece birkac saniyenizi ayirmaniz ve asagidaki linke gidip oyunuzu kullanmaniz.Katilimin fazla olmasi konunun ehemmiyeti acisindan onemli olgunu gosterir.

http://www.msnbc.msn.com/id/12412125/

 

Beyin Göçü


Yurtdışında Doktora Yapıp Yurda Dönen Bilim Adamları Şimdi Ne Durumdadırlar?
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi,
iortas@cu.edu.tr

 

Ülkemizin hangi temel sorununa çözüm üretmek üzere yurtdışına öğrenci gönderildi? Ülkemiz belirli aralıklarla geleceğin yetişkin bilim adamlarını yetiştirmek için yurt dışına eleman göndermektedir. Kimi YÖK, kimi Milli Eğitim Bakanlığı kimi de TÜBİTAK bursları ile gönderildi. İyi niyetle başlayan bu projeler maalesef birbirinden kopuk bir şekilde başladı ve şimdi sonuçlarının da aynı şekilde koordinesiz olduğu görülmektedir. Ben de o dönemde bu furyadan geçtim. Kim hangi amaçla ve gelecekte hangi sorunu çözmek üzere gönderildi. Hiç mi hiç ne soran ne de tartışan oldu. Hiçbir kıstasa bağlı olmadan gönderilen öğrencilerin bir kısmı çalışmalarını bitirip yurda döndü; bir kısmı bitiremedi, utancından bir daha yurda dönemedi. Bu şekilde gönderilenlerin bir kısmı da sonradan kimi örgütlerle ilişkisi olduğu gerekçesiyle çalışmalarının yarısında geri çağrıldı, bu arada kurunun yanında yaş da yandı. Peki, kimse sormadı mı? Kim bunları seçti? Bu gençler yeterli mi değil mi? Ülkenin hangi bilimsel eksiğini kapatmak üzere seçildiler. Bu şekilde gönderilen gençler mi suçlu, yoksa bunların üzerinden siyasi rant peşinde koşanlar mı?

 

Bilindiği gibi Amerika'da 3000 küsur üniversite var ve bir kısmı bizim yüksek okullardan daha düşük düzeyde ve sıkça duyulur, para ile diploma da veriliyor diye. Maalesef kendine yer bul, yurtdışı bursun hazır denildiği dönemde birçok insan bilerek veya bilmeyerek bir limana yanaşmak zorunda kaldı. Yurtdışından başarı ile dönen bilim adamları ne yapıyorlar? Giden gençlerden bir kısmı gerçekten başarılı olduğu için söz konusu üniversitelerde ses getiren çalışmalar yapmışlardır. Asıl sorunu doktorasını tamamlayıp yurda dönen başarılı bilim adamları yaşadılar ve yaşıyorlar. Yurda dönen genç bilimciler adına gönderildikleri üniversitelere gittiler ve çoğunun şimdi ne durumda olduğunu siz tahmin edin. Şimdilik çoğu üniversite ortamlarının maalesef sekter tutumları nedeniyle kadro alamamış, kimi yurtdışına kaçma planı yapıyor kimisi de üniversitelerde Arş. Gör. veya Yar. Doç. kadrosunda ders veriyor. Çoğu, olanaksızlıklar nedeniyle araştırma yapamıyor. Çünkü altyapı yok, yeterince destek sağlayacak ortam yok. Kimi karşılıklı önyargılardan dolayı intibak sağlayamamıştır. Yurtdışından iyi eğitim alarak dönen bu insanlara doğru yer ve imkân tanınmadığı için ne ülke olarak onlardan yararlanılabiliyor ne de onlar kendilerini ortaya koyabiliyorlar. Maalesef çok dinamik ve taze bilgi ile gelen ve gelecek vadeden bu gençler kapasitelerini kullanabilecek ortam bulamadılar.

 

Bütün dünyada üniversite yönetimleri en iyi bilim adamlarını kapmak için yarış halinde iken bizde "yönetime yardımcı olursan veya yakın isen kadro var, yoksa beklersin", türünden adam sendeci yaklaşımlarla bilim insanları gerekli ilginin gösterilmemesi sonucu hevesleri tüketilmektedir. Bu konuya ilişkin acı bir haber 18 /12/2004 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu'nun ülkemizdeki üniversitelerde "kadro bulamadığı" için NASA'dan araştırma yapmak için çağrıldığını belirtmektedir. Sayın Çiftçioğlu "nanobakteri" konusu gibi popüler bir konuda başarılı çalışma yapıyor ülkemizin bu tür gençleri değerlendirmek diye bir kaygısı yok. Maalesef ülkemiz bilim kurumlarının bilimsel faaliyetleri sürekli canlı ve dinamik olarak sürdürebilecek bir sistemi bulunmamaktadır. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi sürekli kadro yerine post-dok programı ile belirli sürelerde kafasında projeleri olanlara şans tanınabilir. Eğer kişi iyi ise de sahip çıkılır ve daha fazla olanak sunulur. Çünkü üretiyor ve iş yapıyor. Yine maalesef bizde sık yaşanan "boynuzun kulağı aşması" istenmediği için bazı birimlerde iyi elemanları ya birime almamaktadırlar ya da alınanları bir şekilde kaçırmaktadırlar. Bakın bazı birimler yıllarca tek kişi ile yürütülmüş bir başkasının akademik aşama yapması bir şekilde engellenmektedir. Böylece birimler kişilerin bencil ihtiraslarına kurban edilmektedirler. Maalesef bugün ülkemiz yüksek öğretiminin en ciddi sorunu bilim adamı yetiştirme ve üniversiteye kazandırma konusunda ciddi bir planının ve programının olmamasıdır. Yaşamı ve ekonominin zorluklarını biliyoruz, ancak buna rağmen üniversiteler doğru bilim adamı seçimi konusunda iyi bir sınav verememişlerdir.

 

Acaba YÖK veya TÜBİTAK koordineli olarak bugüne kadar kaç kişi doktora yapmak üzere yurtdışına gönderdi? Hangi alanlarda gönderildi? Ve yurtdışına ne kadar para akıtıldı? Yurtdışından dönen gençlerden kaçı gerçek anlamda bilimsel proje ve yayın üretme yeteneğinde? Yeni gönderilecekler için bu ülkenin şu anda ihtiyaç duyduğu bilim alanları nelerdir? Geleceğe yönelik olarak YÖK, Üniversiteler, TÜBİTAK, TÜBA, DPT ve ilgili kuruluşlar arasında bir koordinasyon var mı? Yoksa kimsenin bir diğerinin ne yaptığından haberi yok mu? Ülkemizin Bilimsel olarak Öncelikli Alanları Nelerdir? Örneğin popüler bir alan olan genetik konusunda yurt dışında doktora yapmaya gönderil. Yurtdışında doktorasını tamamlamış her üniversitede 5-10 kişi bulunuyor. Ancak halen bu anlamda ülkemizde sınırlı sayıda gen bilimi ya da genel adıyla moleküler biyoloji ve genetik çalışmaları yapılmaktadır. Geniş anlamda sorun çözmeye dayalı bir yapılanma proje ve program yok. Genelde biraz da toplumsal yapımızdan kaynaklanan "ben, ben" bencil yapımızdan dolayı çoğunlukla nokta usulü çalışıyoruz. Sağlıklı bir araştırma ortamının kurulması için uzun soluklu olarak takım çalışması yapıp bu konuda amaca ve altyapısı uygun olan alanlara dağınık ve verimsiz bilim insanlarının toplatılıp uzun süreli hedeflere yönelik araştırma yapmak gerekir.

 

Daha önce yazdığım "beyin göçü" adlı yazıya yurtdışında değişik üniversite ve araştırma kuruluşlarında çalışan onlarca genç bilim insanı açık yüreklikle; 1. Bilim yapmak için alt yapı olanakları sağlansın veya proje yapmamız için huzurlu çalışma ortamı sağlansın, 2. Yöneticilerin kadro ve idari baskısı olmasın, 3. dışarıda aldığımız maaşın yarısını versinler seve seve ülkemize gelmeye ve hizmet etmeye hazırız şeklinde beyanda bulunmuşlardı.

 

Yurtdışından dönen birçok arkadaşım kurumlarında gerekli ilgiyi görmedikleri için geri gittiklerini bizzat anlatmışlardı. Ne denli haklılar, ayrı tartışma konusu. Açıkçası soru şu: Ülkemizin ve üniversitelerimizin bilim politikası var mı? Varsa önceliklerimiz nelerdir? Stratejik, temel ve uygulamalı bilim politikalarımız net mi? Varsa bu politikaları yürütecek yetişmiş insan kaynağımızı nasıl organize edeceğiz? Ülkemizin öncelikle bir bilim politikasını oluşturması ki bu konuda kısmen TÜBİTAK "vizyon 2023" ile çizmeye çalıştı, ancak bundan kaç kişinin haberi var? Devletin ilgili kurumları ve Üniversiteler bu vizyonu ne kadar benimsedi ve bunun için ne tür hazırlık yaptıkları belirsiz. Bildiğiniz gibi kâğıt üstünde çok güzel yazılmış projeler var, ancak hayata geçirme konusunda ciddi sıkıntımız var. Üniversitelerin Yurtdışı Büroları Daha Güçlü Konuma Getirilmelidir Dünyada bilimsel gelişmişliği olan üniversitelerin en önemli merkezlerinden birisi yurtdışı ilişkiler bürolarıdır. Bilgi çağında bilim göçü yerine bilim gücü dolaşımı hakim olduğu için uluslar arası bilim organizasyonları ile bilim adamı, öğrenci, bilgi dolaşımı yüksek düzeyde koordine edilmektedir. Birçok üniversitede yurtdışı uluslararası ilişkiler büroları veya organizasyonları var, ancak maddi desteğin olmaması yanında liyakatin dikkate alınmadığı sık sık şikâyet konusu olmaktadır. Mutlaka üniversitelerin yurtdışı ilişkiler büroları konuyu bilen eller tarafından çok boyutlu olarak yönetilmesi gerekir. Birkaç dil bilen insanlar yanında bilimden anlayan ve diplomat nitelikli yetkin, kültürel altyapısı sağlam kişilerle bu büroların yürütülmesi gerekir. Özellikle AB sürecinde Sokrates ve Erasmus programları yanında FP6 projelerinin önemi nedeniyle üniversitelerin birinci derecede ağırlık vermesi gereken birimleridir.

 

Ülkemizin milyonlarca dolar vererek yurtdışında yüksek eğitim yaptırdığı ciddi derecede potansiyel bilim adamları şu anda dağınık, eli kolu bağlı olarak bekliyorlar. Sonra bu gençleri bir araya getirecek bir koordinasyon da yok. Bundan dolayı yeterli derecede verim alınamıyor. Bir organizasyonla bu insanlar belirli merkezlerde toplanarak biz merkezli çalışan iyi yöneticiler ile uzun vadeli projeler üzerinde çalışılabilir ve bu ülkemiz biliminin gelişmesi için önemli ufuklar yaratabilir. Buralarda gelişen, yayın yapan dünya çapında bilim adamları çıkacağını bekliyorum. Aksi takdirde hepimiz iyi niyetle yurtdışından doktoramızı tamamlar geliriz, fakat bir süre sonra başta ekonomik kaygılar olmak üzere kadro beklentisi vs. nedeniyle kimimiz yurtdışına kaçarız, kimimiz de sisteme uyumaya çalışırız. Dışarıda gördüğüm başarılı insanlar burada da koşullar sağlanırsa bu işi yaparlar. Bu iş çok zor değil. Yeter ki istensin.

 

Bu da ülkemizin bilim politikası ve bilim kuruluşlarının doğru yönetilmesi ile doğrudan ilgilidir. Maalesef ülkemiz bu konuda verimsiz bir tablo sergilemektedir. Daha öncede belirttiğim gibi ülkemiz bilim üreten ve bilimden fayda sağlayan bir ülke olmadığı için bilim ve bilim adamının önemini kavrayamıyor. Bilimin önemini kavramak için ayrıca bilim felsefesine sahip olmamız gerekir. Kısacası AB sürecinde sık sık adını kullandığımız ancak hakkında bir cümle bile okumadığımız Sokrates ve Erasmus'un ne yapmak istediğini bilmemiz gerekir. Maalesef ülkemiz üniversiteleri en önce olması gereken bilim tarihi ve felsefesinden yosun. Hal böyle olunca neden dünyadaki ilk 500 sıralamasına giremiyoruz diye hayıflanıyoruz. İbni Sina’nın bir sözü vardır "bilim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder" diye. Bu takdir halen ülkemizde arzulandığı gibi oluşmadığı için bugün bu durumdayız.

 

Türk Burslular Birliği - Turkish Scholars Association
Copyright © 2005

Bu yazi www.burslu.org sitesinden alinmistir.Bende eski  bir burslu ogrenci olmamdan oturu bloguma bu yaziyi koydum.

 

 

Ilginç fotograflar...

 

 

Vah Ülkemin ah hali....!!!

Bizzat yasadigim olayin aynisini beraber geldigimiz arkadasimdan dinleyin.......Yazi Turkuaz dergisinden alinmistir...

Ahmet Etci, Akdeniz Üniversitesi’nde Kimya Bölümü’nü bitirdikten sonra yine aynı bölümde yüksek lisans yaptı.

 

Araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlayan ve kendi alanında ödüller alan Etci, yurtdışı eğitim sınavlarını duyunca hemen harekete geçti. Doktorasını ABD’de sürdürebilmek için sınava girdi ve kazandı. Buraya kadar her şey normaldi. Ancak, ‘ABD değil Fransa’ya gideceksiniz’ dendi, üstüne üstlük, doktora değil yeniden yüksek lisans yapacaktı. Dil öğrendikten sonra Fransa’da kendi bölümü olmayan ‘kimya didaktiği’ üzerine eğitime başladı. Dile de hâkim olmadığı için başarısız olan Etci bir süre sonra Türkiye’ye döndü. Ancak elinde yüksek lisans diploması olarak yurtdışına giden Etci’ye hiçbir kurum kapısını açmadı. Geçirdiği çocuk felci yüzünden koltuk değnekleriyle yürüyebilen Etci, engelliler için açılan bir sınavı kazanarak bir ilköğretim okulunda ‘memur’ kadrosuyla işe başladı. Şimdi 670 YTL maaş alan, 41 bin Euro’luk burs borcunu ödeyemediği için Milli Eğitim Bakanlığı ile mahkemelik olan Etci, çalışmasının mecburi hizmete sayılmasını ve bu yolla borcunu ödemek istiyor.

 

Yükseköğretim Kurumu (YÖK) veya Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile yurtdışında eğitime gidenler, Türkiye’ye dönme veya borçlarını ödeme noktasında büyük sıkıntı yaşıyor. Sayıları 3 bin civarında oldukları bilinen bu kişiler arasında ilginç öyküleri olanlar var. Ahmet Etci bunun en çarpıcı örneklerinden birisi. Doktora eğitimi yerine mastır eğitimine gönderilen ve başarısız olan Etci, arada geçen 6 yıl için hayıflanıyor ve ‘Tamamen bir çılgınlıktı. Biz ne devletimizi soyduk, ne vergi kaçırdık, ne namussuzluk, ne de hırsızlık yaptık. Sadece onurlu idealist bilim adamları idik, o yüzden sınavı kazandık.” diyor.

 

Ben ve ülkem kaybettik

 

Yapılan idari hatalar ve yanlış yönlendirmelerden sonra tek taraflı olarak imzalatılan sözleşmeyle büyük bir borcun altına girmenin psikolojik bunalımı altında ezildiğini, zaman zaman intiharı dahi düşündüğünü kaydeden Etci, temyizde olan davasını kaybederse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gideceğini söylüyor. Etci, devletin kendi bilim adamına yanlış yapmayacağı düşüncesiyle tüm söylenenleri kabul etmiş. “Ben laboratuvarda sabahlıyor, işimi çok seviyordum, ayrıca başarılıydım. Buna rağmen bilimden tamamen koparıldım. Ben cezamı çektim zaten.” diyen Etci, kendisiyle birlikte ülkenin de kaybettiğini düşünüyor. “Parayı verip geri istemek çok kolay. Ancak insan faktörü, bizim yaşadıklarımız hiç düşünülmüyor. Burada ticarî bir zihniyet var.” eleştirisini getiren Etci, yaşadıklarından bin pişman. Sınava hiç girmemiş olmayı, yurtdışına gitmemiş olmayı diliyor.

 

Ahmet Etci’nin yurtdışı serüveninin farklı bir boyutu da var. Fransa’ya gittikten sonra Gronoble Üniversitesi’nde ‘kimya didaktiği’ mastırı yapan Etci, Türkiye’den aldığı yüksek lisans diploması ile orada iki üniversiteye doktora için başvuruda bulunmuş. Rouen Üniversitesi talebini kabul etmiş; ancak bunu Milli Eğitim’e kabul ettirememiş. Tüm temasları sonucunda, “Mastır derecesi için gönderildiğinizden, eğitiminizi tamamlamadan bir üst öğretime devam edemezsiniz” cevabını almış. Kendi durumunu, “Fransızcam yetersizdi. Alanım değildi. Fiziksel engelli olmamdan dolayı adaptasyon sorunları da yaşadım.” sözleriyle anlatan Etci, 2003 yılında Türkiye’ye başarılı olarak dönmesi durumunda görev yapacağı Marmara Üniversitesi’ne yüksek lisans diplomasıyla başvuruda bulunmuş. Kendisine görev verilmediği gibi, 41 bin Euro’luk borç takibine başlanmış. Bunun üzerine tarafların birbirine karşı açtıkları mahkeme 3 yıldır devam ediyor. 670 YTL maaşla söz konusu miktarı ödemesinin mümkün olmadığını belirten Ahmet Etci, memuriyetinin mecburi hizmete sayılmasını ve borcunu bu yolla ödemeyi talep ediyor. Yurtdışı bursu ile eğitim gören mağdurların kurduğu ‘Türk Burslular Birliği’nin bu yönde hazırlayarak Meclis’e sunduğu bir yasa teklifi de bulunuyor. Mağdurlar, internet üzerinde ‘burslu.org’ adresinde bir araya gelerek sorunlarına çözüm arıyorlar.

 

Devlet, bu olaya ciddiyetsiz yaklaşıyor

 

Ahmet Etci, devletin yaptığı önemli yanlışın kurbanlarından biri. Burada ticari bir boyutun olduğunu ve sömürüldüğümüzü düşünmekteyim. Yetişmiş insan gücümüzden yararlanıyorlar, kaliteli beyin göçü devlet eliyle de teşvik ediliyor. Harcanan paralarla bizdeki üniversitelere imkan sağlayabilir ve daha çok kişinin eğitimine katkıda bulunabilir. Bu da akademisyen ve araştırıcı açığını kapatabilir. Ahmet gibiler de mağdur olmazlar. Ahmet Etci iyi yönlendirilmemiş olmasının kurbanı olmuş. Bu örnek devletin bu konuya ne kadar ciddiyetsiz baktığının bir göstergesi. Gönderilecek öğrenciler çok iyi seçilmeli, yurtdışında yapılacak çalışma konuları iyi seçilmeli, hangi dallarda insan gücüne ihtiyaç olacağı ortaya konulmalı, ilgili ülkeler ve üniversiteler belirlenmelidir. Devlet bu imkanı sağlamalı, öğrencinin dönüşünü de garantiye almalıdır.

 

 

www.zaman.com.tr 09.04.2006 EMİNE DOLMACI

 

Kertenkelenin aski…

Bu asagida anlatacagim hikaye Japonya'da yasanmis gercek bir olaydir.Evini yeniden dekore ettirmek isteyen japon bunun icin bir duvari yikar. Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasinda cukur bir bosluk bulunur. Duvari yikarken, orada disardan gelen bir civinin ayagina battigi icin sikismis bir kertenkele gorur. Adam bunu gordugunde kendini kotu hisseder ve ayni zamanda meraklanirda kertenkelenin ayagina cakilmis civiyi gorunce. Muhtemelen bu civi 10 yil once, ev yapilirken cakilmisti. Nasil olmustu da kertenkele bu pozisyonda hic kipirdamadan 10 yil boyunca yasamayi basarmisti? Karanlik bir duvar boslugunda hic kipirdamadan 10 yil boyunca yasamak cok zor olmaliydi. Sonra bu kertenkelenin 10 yildir hic kipirdamadan nasil 10 yil yasadigini dusundu- ayak civilenmisti!! Boylece calismayi birakir ve kertenkeleyi izlemeye baslar, ne yiyor acaba? Sonra nereden ciktigini farkedemedigi baska bir kertenkele gelir agzinda tasidigi yemekle...Inanilmaz!!!Adami sersemletir gordugu manzara. Bu nasil bir sevgi? Ayagi civilenmis kertenkele, 10 yildir diger kertenkele tarafindan beslenmekteydi...Bu hikayeyi ilk duydugumda cok etkilendim ve aralarindaki muhtemel iliski turunu dusunmekten vazgectim: es, arkadas, sevgili, abi, kizkardes....... Teknoloji ilerledikce bilgiye ulasmamiz hizlandikca hizlaniyor. Fakat insanlar arasindaki mesafe, o da ayni hizda birbirine yaklasiyor mu acaba?

 Not: Bu bana bir arkadasim tarafindan email ile gonderilmistir.

 

 

Minibluff the card game

Hotels